Reklam
Tufan Sarıtaş

Tufan Sarıtaş


YENİ DÜNYA DÜZENİNE DOĞRU

24 Mart 2021 - 09:36

YENİ DÜNYA DÜZENİNE DOĞRU (1): PİYASA EKONOMİSİNİN İNŞASI
Geçmişte insanlar sadece karınlarını doyurmak ve temel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla üretim yapmaktaydı. Ürettiklerinin bir kısmını kendi ihtiyaçları için ayırırken, bir kısmını da ihtiyaç duydukları diğer malları satın almak için kullanırlardı. Yani bir mal üretiliyor (MAL1), ardından bu mal pazara götürülüp satılarak bir gelir elde ediliyor (PARA) ve son olarak da ihtiyaç duyulan diğer mallar (MAL2) bu parayla satın alınıyordu. Dolayısıyla ekonomideki faaliyetlerin örgütlenme biçimi MAL1 – PARA – MAL2 şeklindeydi. Burada MAL1, ihtiyaç fazlası olarak üretilen mallar ve MAL2 ise ihtiyaç duyulan mallardı. Bu şekildeki bir ekonomide kâr elde etme amacı bulunmamaktaydı ve para, üretim fazlası mallar ile ihtiyaç duyulan mallar arasında sadece bir aracı konumundaydı. Yani “geçimlik ekonomi” olarak adlandırılan bu ekonomi tarzındaki temel amaç, ihtiyaçların karşılanması için gerekli üretimi yapmaktı. Derken “piyasa ekonomisi” ortaya çıktı ve ekonomideki tüm örgütlenme biçimi baştan sona değişti. Artık sermaye sahibi, belirli bir miktar sermayeyi (PARA1) kullanarak bir mal (MAL) üretiyor ve sonra da bu malı daha yüksek bir fiyat karşılığında (PARA2) satıyordu. Yani ekonomideki örgütlenme biçimi PARA1 – MAL – PARA2 şeklinde gerçekleşiyordu. PARA2'nin PARA1'den büyük olan kısmı, bir diğer deyişle satış sonrası ortaya çıkan fazlalık ise, kâr (PARA2 – PARA1 = KÂR) olarak adlandırılıyordu. Yani piyasa ekonomisinde üretim yapmaktaki temel amaç, ihtiyaçları karşılamak değil, kâr elde etmekti. Peki iktisadi zihniyetteki bu değişim, hayatımızı nasıl etkiledi?
***
Piyasa mantığının oluşması, geleneğe ait ne varsa, tümünün yıkılması sonucunu doğurdu. Merkezinde sadece kâr etme güdüsü olan yeni üretim anlayışı; zihinlerdeki ekonomi, kültür, politika, din, dil, eğitim, sağlık vb. tüm algıları asıllarından uzaklaştırarak yeniden kurguladı. Örneğin; Avrupa'da feodalite, yerini milli ekonomilere bıraktı. Bir süre sonra ise imparatorluklar, kapitalist üretim tarzının önünde önemli bir engel olarak görüldüğü için “ulus-devlet” kavramı inşa edildi ve imparatorlukların büyük çoğunluğu yeryüzünden silindi. Böylece her ülke, sanki organize sanayi bölgesindeki birer fabrika gibi parsel parsel alanlarla birbirlerinden ayrılıyor; farklı mallar, farklı işgücü, farklı teknoloji ve farklı üretim imkânlarıyla donatılarak, kapitalist üretim tarzına uymaya zorlanıyordu.
***
PARA1 – MAL – PARA2 ilişkisine uygun olacak şekilde yeni bir dünya ve yaşam tarzı tasarlandı. Bireye, bu yeni yapıya uyum sağlayıp katkıda bulunabildiği ölçüde bir değer atfedildi. Bu yeni dünyada geleneğe yer yoktu ve insan ilişkileri, geleneğin, ahlakı ön planda tutan bağlarından kurtulmuştu. Faydacılık ve menfaatin güdüsündeki kapitalist iş ahlakı ve bu iş ahlakının ortaya çıkardığı zihniyet, hayatın tüm alanlarında, geçmişin “erdem” saydığı birçok tavrı, aptallık olarak betimliyordu.
***
Peki halen gelişimi devam etmekte olan tüm bu kurguyu kim planlamaktadır? Birkaç soru daha sorarak ve küçük bir açıklamada bulunarak, bu sorunun cevabını zihninize havale edelim; (1) Şu an tüm dünyadaki ekonomik sistemin merkezinde kâra dayalı bir eğilim var mı? (2) Peki kâr mekanizması, büyük sermaye birikimlerine katkı sağlıyor mu? Ve son soru; (3) Dünyanın önde gelen sermaye sahipleri, çeşitli yatırım alanlarında öncülüğü kendilerinde bulundurarak, ardılları olan diğer yatırımcıları yönlendirme gücüne sahip mi? Eğer günümüzde hayatın en küçük yapı taşına kadar nüfuz etmiş kâr merkezli bir üretim yapılıyor ve kâr, büyük sermaye birikimlerini oluşturuyorsa, küresel sermayenin ezici çoğunluğunu elinde bulunduran ve yatırımları yönlendirme gücüne sahip zümreler, A’dan Z’ye tüm küresel sistemi kurgulamaya neden güç yetiremesin? Yoksa bu sadece bir komplo teorisi mi?

Devam edecek...

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum