Reklam
Tufan Sarıtaş

Tufan Sarıtaş


İNSANLIK

30 Aralık 2020 - 16:14

Yeryüzünde kan döküp fesat çıkaracak olan insanlığın babası Adem(A.S)’in gözleri, evinden uzakta kalmış bir adamın hüznüyle toprağa bakmakta ve elindeki ilk sabanla bir peygamber vakuru içinde tarla sürmekte… Buğday ve yağmuru toprakta buluşturacak olan Adem, büyük bir pişmanlıkla en küçük yasağa dahi riayet etmeye çalışan bir tövbekâr, hatasının müsebbibi can yoldaşı Havva’yla yeryüzünün imarına başlamış. Melek ise, Yaratıcının buyruklarını taşımakta… Günah işleyip tövbe eden ve böylelikle var olup mühlet kazanan bir varlıkla ilk kez karşılaşan Gökyüzü, şaşkın…. İblis umutlu… İsyanına ortak edeceği nice karanlık gönüller, bu topraktan fışkıracak… Yaratıcı olan Allah ise, hikmet sahibi… Yaratılanların O’nu anlayamayacağı kadar hikmet sahibi…
***
Verilen mühlet işliyor, asırlar at sürüleri gibi birbirlerini kovalıyor. Asırlarına kement atabilenler, büyük insanlar olarak tarihe mâl olmakta… Diğer taraftan insanlık, iki grup halinde hareket etmekte; vahyi kabul edenler ve diğerleri… Vahyi kabul edenler, kemalât sahibi, ahlakın timsali ve insanlığın öncüsü olmakta… Diğerlerinde de kemalât yok değil hani… Gökyüzünün hükmünü, hikmetini kabul etmeyen eksik bir hürriyet ve hüviyetle, kemalâttan binde bir hisse ile iş başında… Yaratıcıyı araya koymadan kâinatı, kâinat ile tanımlama peşinde… Referans noktası, varlığın kendisi. Varlık, kendi başına yorumlanmakta.
***
Tarım devrimi, sanayi devrimi, teknoloji devrimi birbiri ardına patlak veriyor. Ateşin ilk defa yemek pişirilmekte kullanılmasından beri epey bir zaman geçmiş, mikrodalga fırınlar ile yiyecekler pişmekte… Çalışma temposu, mevsime endeksli değil… Tabiat, insanoğluna neredeyse mahkûm… Yaz, kış, gece, gündüz çalışılmakta. Çocuklar, üç – dört yaşından itibaren en az yirmi yıllık bir eğitimle bu tempoya ve sisteme hazırlanmakta… Geçmişte Nobel ödüllü fizikçilerin tartıştığı konular, internet sayesinde ancak bir tuşa dokunmak kadar uzak insanlara… Sermaye birikimi, tarih boyunca görülmemiş bir seviyede… Uzaydan bakıldığında dünya üzerinde insanoğluna ait bir eserin olmadığı yer neredeyse yok gibi… Dünyanın dönüş hızı, güneşin konumu bile eleştirilir olmuş insanoğlunca. O kadar bilmişlik, o kadar kibir var ki, her şey çözülmüş, çözülmeyenler ise an meselesi… Derken insan emekli olur. Şehir dışında küçük, şirin bir ev alır, domatesini, hıyarını, biberini kendi yetiştirir. Yemeğini ateşte pişirir. Yalın ayak yere basmak onu mutlu eder. Küçük bahçesini imar etmeye çalışırken de yanında biricik eşi vardır. Peki neye yaradı bunca devrim? Yine başa dönmedi mi zaman? Hayır, hayır! Boşa değil hiçbiri… İnsan, artık bir bilge olarak ölecektir. Karanlıklardan sıyrılmış, safsatalardan kurtulmuş bir bilge… İnsanlığın geçirdiği hiçbir gelişme boşuna değildir. En başa dönse de zaman, artık o eski insan yoktur yeryüzünde. Yeter ki ilk adımına geri döndüğünde, toprağa ilk ayak basan Adem (A.S.) ve onun gerçek varislerinin kemalâtından mahrum kalmaya…
Dr. Tufan Sarıtaş

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum