Tufan Sarıtaş

Tufan Sarıtaş


Tüketimin Zincirlerinden Kurtulabilmek

28 Kasım 2020 - 09:53

Atalarımız, tüketimi, "istihlâk" kelimesi ile ifade etmişlerdir. Arapça kökenli olan bu kelime; helak etme, yok etme, kullanarak bitirme gibi anlamları karşılamaktadır. Bu bağlamda istihlâkla ilgili basit bir soru sormakla, mevzuya bir girizgâh yapalım. Günümüzde istihlâk edilen şeyin, sadece kendisi mi yok edilmekte, yoksa kendisi ile birlikte başka şeyler de mi tüketilmektedir? Aslında bu sorunun cevabını tüketim kültürü belirlemektedir. Asrın tüketim kültürü, ihtiyaçtan isteğe ve dolayısıyla da israfa evrilen bir tavırla, vicdandan doğaya kadar büyük bir tahribata neden olmaktadır. İsraf eden birey artık komşusu aç iken tok yatabilmekte, infak yerine lüks tüketimi yeğleyebilmektedir. Maddeyi tükettikçe, vicdanını da beraberinde tüketmekte, yokluğa sürüklemektedir. Batı'nın pazarlama argümanı, sınırsız ve zorunlu olmayan istekleri, sınırlı ve zorunlu olan ihtiyaçlar şeklinde göstermek suretiyle, tüketimi manipüle etmektedir. Fransız Şair La Martin'in dediği gibi “bazıları yaşamak için yer, bazıları ise yemek için yaşar”. İnsan artık yaşamak için tüketmiyor, tüketmek için yaşıyor.
Peki insanları böylesine tüketmeye sevk eden temel unsur nedir? Bu soruya farklı cevaplar vermek mümkündür. Ama basite indirgemek gerekirse, asıl sorumlu, içerisinde bulunduğumuz sistemin mucidi olan kapitalizmdir. Bilindiği gibi kapitalizm, tüketmeye dayalı bir ekonomik sistemdir. Tüketim ise, bu devasa sistemin, tabir yerindeyse lokomotifi mesabesindedir. Tüketim olmadan kapitalizmin devamı mümkün değildir. Dolayısıyla tüketim olacak ki, bu büyük üretim satılıp, yerlerine yenileri üretilsin ve dolayısıyla da sermaye temerküzü gerçekleşebilsin. Yeni ürünler, imajlar, tatlar, kokular, trendler ve daha aklınıza her ne geliyorsa, kapitalize edilsin ve satılsın. Niçin? Çünkü satış olmadan ne sürdürülebilir bir üretim sağlanabilir ne de kapitalizm devam edebilir.
Şimdi içinde bulunduğumuz sistemi bir düşünelim. Nelere ihtiyacımız var yaşamımız boyunca? Herhalde yeme-içme, barınma, giyinme ve ısınma şeklinde bir şeyler söylersem, bir insanın yaşamının devamlılığı için öncelikli olan şeyleri belirtmiş olurum. Temel ihtiyaçlarımız saydıklarımızdan ibaretse, peki ya isteklerimiz, bunlar neler? İsteklerimizi yazmak, herhalde bu kısıtlı alanda mümkün olmayacaktır. O zaman şöyle bir durum çıkıyor ortaya; ihtiyaçlarımız için değil, çoğunlukla isteklerimiz için tüketmeye mecbur hissediyoruz. Mecbur hissediyoruz diyorum, çünkü ortada bir ihtiyaç değil, bir alışkanlıklar dizisi var ve bu alışkanlıkların yerine getirilmesi için de birey, fıtratının ona tanıdığı yetiler üzerinde büyük iş yüklerinin ve kredi borçlarının yükümlülüğünde, kapitalizmin acımasız dişlileri atlında eziliyor. Sistem, insanın en temel dürtüsünü, kendi varlığının devamı için kullanıyor; “tüketimin verdiği haz”.
İnsan tükettikçe haz duyup, mutlu oluyor. Tüketmekten zevk duyan, yani büyük ölçüde tüketmekle kendisini tatmin eden bir birey, tüketiminin devam edebilmesi için de ekonomik sisteme adeta kölelik yaparak kapitalizmin devamını sağlıyor. Böylece tüketim çarkı işlemeye devam ederek yeni mecralar, yeni kurbanlar, yeni kaynaklar ve yeni olan her ne varsa hepsini, birer birer kapitalize ediyor. Büyük sermaye birikimleri için doğal kaynakları hunharca yok etmek pahasına, insanların ihtiyaçlarından fazlası üretilip satılıyor. Dolayısıyla da çevrede müthiş bir israf ve tahribat ortaya çıkıyor. Tüketilen şeyin sadece kendisi değil, birçok şey de onunla birlikte yok oluyor. İşte bu büyük tahribata bir ket vurup, yeni bir zihin inşa edebilmek için öncelikli olarak yapabileceklerimizden birisi de tüketimin verdiği hazzı, bize has referans noktalarından karşılamak suretiyle, tüketimin zincirlerinden kurtulmak. Kadim medeniyetimizin tanımladığı şekilde, itidal, yani orta yol üzere tüketmek ve tüm ekonomik sistemi buna göre kurgulamak. Dolayısıyla da yeni bir tüketim anlayışı geliştirerek; fıtrat, zaman ve zemine göre değişmekle birlikte, israf olmayacak kadar fazla, cimrilik etmeyeceğimiz kadar az tüketmek, vesselam.
Örnek olması açısından sadece gıda israfına dair birkaç istatistikle konuyu noktalayalım:

  • Dünya’da yılda 12 milyar insana yetecek kadar gıda üretiliyor. Ama 805 milyon insan yetersiz besleniyor, yılda 10 milyon insan ise açlıktan hayatını kaybediyor.
  • Dünyada her yıl 1,3 milyar ton yiyecek israf ediliyor.
  • İsraf edilen yemekler yaklaşık olarak 1 trilyon dolarlık bir zarara karşılık geliyor.
  • Sadece Avrupa’da yapılan gıda israfı 200 milyon aç insanı doyurabilecek bir boyuttadır.
  • Avrupalı ya da Kuzey Amerikalı tüketici, Afrikalı bir tüketiciden 15 kat daha fazla yemek israf ediyor.
  • İsraf edilen gıdanın sadece dörtte biri, dünyada açlık çeken 795 milyon insanı doyurmaya yetiyor.
  • Türkiye’de 6 milyon ton ekmek, 9,5 milyon ton meyve ve sebze her yıl israf ediliyor. İsraf edilen gıda maddelerinin ülkemizdeki ekonomik karşılığı ise yılda 214 milyar TL.
  • Otellerde her şey dahil yemeklerin 3’te 2’si çöpe gidiyor.
Kaynak: Gıda Dostu Derneği, www.israf.net
Dr. Tufan SARITAŞ

 

YORUMLAR

  • 1 Yorum