Reklam
Tufan Sarıtaş

Tufan Sarıtaş


REFERANS NOKTAMIZ

16 Ekim 2020 - 15:52

Felsefede bilginin, iki temel aktör arasındaki ilişkiden ortaya çıktığı varsayılır. Bu iki aktör bilen ile bilinendir. Bilen; algılayan, tanımlayan, düşünen ve yorumlayan insan zihnidir. Bilinen ise; zihnin kendisine yöneldiği, kavram veya nesnedir. İşte bilgi, bilen ile bilinen arasındaki etkileşimden ortaya çıkan ve çoğu zaman bilenin, tarihsel yapısı içinde yorumlanıp şekil bulan, bilen ve bilinenden ayrı müstakil bir formdur. Dolayısıyla bilginin, bilineni tüm yönleriyle temsil ettiğini söylememiz pek de mümkün gözükmemektedir.
Aydınlanma ile birlikte Batı Medeniyeti, bir nesneyi ele alırken, onu dış referanslara bağlı olarak tanımlamayı bir kenara bırakarak, kendi varlığı içinde bir yoruma tabi tutmayı tercih etti ve aydınlanma sonrası Avrupa Medeniyeti, bu argüman üzerinde şekillendi. Din, gelenek, tabu vb. gibi her ne varsa, insan zihin ve algısını yönlendiren her türlü şey devre dışı bırakıldı. Artık çeşitli ölçü ve kısıtlamalardan soyutlanmış insan zihni ile nesne ve kavramlar baş başa kalmıştı. İnsan kârlı gördüğü veya fayda sağladığı bir şeyi yapmakta ya da kendi öz benliği için faydasız bulduğu başka bir şeyi reddetmekte özgürdü. Savaşı kazanmak için içerisinde çocukların da bulunduğu bir şehir üzerinde nükleer güç kullanabilir, Afrika’da köle olan ebeveynleri az çalışıyor diye ceza olarak çocuklarının el ve ayaklarını kesebilir ya da sırf kendisinden güçsüz diye bir toplumu kontrol etmek için her türlü zulmü işlemekte bir sakınca görmeyebilirdi. Yapabilecekleri hayalleri kadar büyüktü. Ama bunların hepsinin ötesinde Tanrı ile olan tüm bağlarını koparmış, “küresel ekonomik sistem” adını verdiği ve yeryüzünde kendi cennet ve cehennemini barındıran modern dünyasını inşa etmişti. Bu dünyada cennete girmek istiyorsanız bir kapitalist gibi hareket etmeli ve zihin yapınız bu anlayışı içselleştirmeliydi. Yoksa gideceğiniz yer yoksulluk ve ezilmişlik içindeki üçüncü dünya cehennemiydi.
Küresel ekonomik sistem, kendi eğitim, sağlık, yargı vb. sistemlerini yaratmakla kalmıyor, kendisine ait açıklamalarla cahilliği, hastalığı ve adaletsizliği de yeniden tanımlıyordu. Örneğin, İslam Medeniyetinde çok çocuk sahibi olmak övülmüş bir hasletken; yeni dünya düzeninde, doğum oranlarındaki artış, cehalet ve eğitimsizliğin kol gezdiği üçüncü dünyanın temel kıstasları arasında sayılıyordu. İnsanoğlu, belirlenen ölçütleri yerine getirebildiği kadar entelektüel, adil ya da sağlıklı olabiliyor, kendisini küresel ekonomik sisteme entegre edebildiği kadar değer görüyordu. Yani Batı Dünyası artık kendi medeniyet ve zihniyetini inşa etmişti.
Peki ya bizim zihnimiz? Ne olmuştu ona? Bu arada “biz” derken, “biz” kimiz? Kendimizi hangi medeniyet içerisinde nerede tanımlayabiliyoruz? Yoksa her bir birey, medeniyet ve inanç sistemi için ortak olan değerler bir yana, Batı dünyasının tanımladığı değer ve kıstaslara göre mi kendimizi konumlandırıyoruz? İnsanlar ve çevre ile olan ilişkilerimizi buna göre mi şekillendiriyoruz? Hakim egemen kültürün bir parçası olmak için kendi kültür ve medeniyetimizi küçümsüyor ve ondan taviz/ler mi veriyoruz? Nedir bizim referans noktamız?
Her türlü nesne, kavram ve değeri sermayeleştirerek bunun üzerinden fayda sağlayabilmek için referanslarımızın din, gelenek ve ahlak olmasını engelleyen; belki kendi inanç, gelenek ve ahlak referanslarını yaratan küresel ekonomik sistem, genlerden gezegenimize kadar her şeyi kirletiyor, başkalaştırıyor, yabancılaştırıyor. Bu çıkmazdan kurtulabilmek için ilk olarak algılarımızı yönetmesine engel olmalı ve doğru referans noktaları bularak “biz”e ait olan kendi zihnimizi inşa etmeliyiz. Çünkü devasa yapılardan hayallere kadar her şeyi kapitalize eden bir sistemden, ancak duru zihinlerle tasarlanacak yeni bir medeniyetin inşasıyla kurtulabiliriz.
 
Dr. Tufan Sarıtaş
 

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Emrah Sevinç
    6 gün önce
    Ağzınıza ve kalemine sağlık . Durumu çok güzel anlatmışsın hocam selamlar
  • İsmet Taş
    5 gün önce
    Değerli hocam yazınızı büyük bir keyifle okudum her satırına katılıyorum elinize yüreğinize sağlık. İzin verirseniz birkaç cümle katkıda bulunmak istiyorum yazının sonunda Biz kimiz sorusunu sorduğunuzda sanki yarın kalmış gibi geldi bana yine bana göre Biz kimiz sorusunu sorarak tekrar ayrı bir makale olarak yazabilirsiniz. Çünkü batının kim olduğunu açık bir şekilde yazmışsınız Elinize sağlık Biz kimiz Neydik ne olduk? Nereye doğru gidiyoruz? soruları Bence cevapsız kalmamalı kaleminiz güçlü uslubunuz berrak anlatımınız akıcı tekrar teşekkür ediyorum Vermiş olduğunuz bilgilerden dolayı. sağlık ve esenlikle kalın