Reklam
Reklam

BAĞNAZ SİYASET VE TEZATLAR

İmaret medya köşe yazarı Adil Can bu haftaki köşesinde "BAĞNAZ SİYASET VE TEZATLAR" konusunu ele aldı.

Editor: Buket Toprak
12 Şubat 2019 - 09:21 - Güncelleme: 13 Şubat 2019 - 16:41
Reklam

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldukları halde sırf siyasi bağnazlıkla, yapılan hizmetleri görmüyor, görmek istemiyorlar.

Hâlbuki Erdoğan nefretlerini yenebilseler, elde ettiğimiz başarıları kolayca görebilecekler. Ama gözlerine soksanız da onlar görmeyecek, bilmeyecek, duymayacaklar. Hep üç maymun rolünü oynayarak gerçeklerden kaçacaklar. Tabii ki istihbarat örgütlerinin kolayca kullanılan maşası olduklarını da hiç fark etmeyecekler.

"Maşa" demem belki onları kızdıracak ama bir bakışla da haklılar. Çünkü onlar kullanıldıklarının farkında bile değiller. Çünkü okurken asla seçici olmadılar. 
ABD'nin her yıl sömürgen gözlerle baktıkları ülkelerdeki bazı gazete ve gazetecilere ödenmek üzere bütçelerinden pay ayırdıklarını bilmezler. İşte bu sebeple de okurken seçici olmadıkları için Erdoğan liderliğinde Türkiye'nin elde ettiği başarıları görmez/görmek istemezler.

Çünkü onlar için Erdoğan bir diktatördür, padişahtır, sultandır (!?) Biraz mantık yürütüp diktatör, padişah, sultan kelimelerinin anlamı ile gerçekleri kıyaslasalar algı operasyonu mağduru olduklarını ve beyinlerine algı operasyonu amaçlı çöp boşaltıldığını göreceklerdir. 
Hatta bu gazetelerden birinin sahipleri, gazetenin içini boşaltıp yurt dışına kaçmıştır. Tabii ki posasını teslim alan yerli havariler vasıtasıyla beyinlere çöp boşaltmaya devam etmektedirler.

Neden kaçtılar; çünkü algı operasyonu ürünü haberlerle kanunları zorladıklarını ve ceza alabileceklerini kendileri de bal gibi biliyor.

İşte bu malum gazete hala Türkiye düşmanı Milliyetçiler yetiştirmeye devam ediyor. Tabii ki zavallılar beyinleri kirletildiği için bu duruma düştüklerini göremiyorlar.

Tabii ki emperyalist ülkenin yayın organı gazete onların tezata düşmesini sebep olmuştur. Akledebilseler, attıkları okun aslında Erdoğan'ı değil, Türkiye'yi hedef aldığını görecekler. 
Ama ABD bütçesiyle beslenip, ABD bayrağını kendisine yorgan yapan sözde Türkiye Milliyetçisi(!) gazetecileri görmekten acizler.

Tabii ki bunun öğretilmiş bir çaresizlik olduğunu da akledemiyorlar. Çünkü beyinleri boşaltılan çöpler sebebiyle asli görevini yapamaz hale gelmiştir.

Hala Erdoğan'dan bahsederken "Diktatör, padişah, sultan" diye bahsederler. 
Beyinlerindeki çöplerin bu algıyı dayattığını idrak edemezler. Beyinlerindeki bu çöplerin, beyazı siyaha dönüştüren bir hüküm vermelerine yol açtığını göremezler. 
Hala "Saray, altın klozet, 500 bin ₺ tutarındaki masa" edebiyatı okumaya devam ederler. Bütün bu iddiaların çürütülüp, yok hükmüne indirgendiğini bilmezler. 
Okumak için seçtikleri kaynaklar buna izin vermez. 
Gerçek bilgileri alabilecekleri kaynak onlara düşman gösterildiği için yazılan yalanların doğrusunu görmezler.

Kısacası kafalarına altından bir at gözlüğü takıldığı için asla çıkarmak istemezler, sadece altın at gözlüğünün gösterdiği alanı gerçek kabul ederler.

İşte CHP gibi bir parti eş Başkan'ı Kandil'de olan (Gerçi Kandil bitti, sembolik olarak yazıyorum) asıl Başkan'ın talimatlarını uygulayan bir partiyle gizli ittifaktan çekinmez. O partiye oy veren 6 milyon seçmeni öne sürerek, Kandil teröristlerini de meşru gösterdiklerini görmezler. Gerçekleri ele verdiği için şu sıralar fazla kullanılmayan "Eş başkan" tanımlamasına kafa yormazlar. Çünkü kafa konforlarının bozulmasından, kukla iplerinin görünür olmasından korkarlar. Kendileri de "Eş Başkan" tanımının asıl Başkan'ın terör örgütü içinde olduğunun, meşru(!) partiyi onların yönetip, talimat verdiğinin ifadesi olduğunu görmezden gelirler.

İşte bu sebeple Alman istihbaratı tarafından 12 Eylül sürgününde devşirilen Ozan Arif, kendi geçmişiyle tezata düşmekten kurtulamaz. Haçlı kuklası darbeciler ve onların savcısı olan Soyer gerçeğine rağmen Ozan kılıklı ajan Savcı Soyer’in oğluna oy vermekten çekinmez. Kendi geçmişi ile tezata düşse de, sahiplerinin talimatına uymak zorundadır. 
Oysa onun yıllarca yasaklı kalan ve gayri resmi yollarla kasetlere kaydedilip herkese ulaşan "C-5" şiirinde şimdi oy vereceği Cenk Soyer'in savcı babasının adı da zikredilmektedir. 
Tamam, babaların işlediği suçların cezası için oğlu infaz edilemez ama oğul babasının suçlarıyla gurur duyup, arkasında durduğunu ifade ediyorsa düşünmek gerekmez mi? 
Gerekir ama onların beyinleri düşünme işlevinden arındırılmış, mankurt olmuşlardır. 
Sahipleri onların yerine düşündüğü için, geçmişte ifade ettikleri görüşlerle bugün tezata düşerler.

Aslında bu bir tezat değil iki farklı beyinden çıkan fikirlerin çatışmasıdır. 
Kılıçdaroğlu'nun tezat rekoru kırmasını kendi beynine bağlamayın. İfade ettikleri görüşler arasındaki tezat ve kopukluk iki farklı beyin tarafından ifade edilen görüşlerin tek beyinden çıkmış gibi görülmesinden kaynaklanmaktadır.

Çünkü bazen kişinin kendi beyni, bazen de talimatlara bağlı olarak istihbarat beyni fikir üretmektedir. Ortaya çıkan tezatlar biz de, aynı beynin, tezat fikirler ortaya koyduğu algısı oluşturmaktadır. Şimdi mankurt Ozan'ın şiiri ile yazımızı sonlandıralım ki, tezatı herkes görsün. 


C-5
Hâkim bey! Hakim bey!  Bütün dünyamı,
Yıkarak yaptılar, benim sorgumu.
C-5 denen yere, gözleri bağlı,
Tıkarak yaptılar, benim sorgumu.

Savcının ağzından, şu okunanlar.
Benim suçum değil, hep yalan bunlar!
Dövdüler hâkim bey, ağzımdan kanlar,
Akarak yaptılar, benim sorgumu.

Düştüm ki bir sürü, moskof piçine.
Biri de demedi, bunun suçu ne?
Tabancayı,  ta ağzımın içine.
Sokarak yaptılar, benim sorgumu.

Döve, döve, işettiler altıma.
Bayıldıkça, sarıldılar hortuma.
Islatıp, ıslatıp, tekrar sırtıma.
Çıkarak yaptılar, benim sorgumu.

Kimi vurdu, kimi baktı seyrime.
Cop izleri oluk oldu böğrüme,
Sigaranın ateşiyle, bağrıma.
Çökerek yaptılar, benim sorgumu.

Kimi şarap içti, kimisi rakı,
Karma karış oldu, her türlü koku.
Döverek pisletip, ağzıma boku.
Dökerek yaptılar, benim sorgumu.

Jileti vurdular, ileri geri.
Dilim, dilim oldu, yarıldı deri.
Yarılan yere, tuzu biberi.
Ekerek yaptılar, benim sorgumu.

Tırnağım söküldü, kerpeten ile.
C-5’ler konuşsa,  gelse de dile.
Su diye yalvardım, hep güle, güle.
Bakarak yaptılar, benim sorgumu.

Şişe ile zorladılar, gıçımı.
Tuzlu su verdiler, yaktı içimi.
Derisinden kopanaca, saçımı,
Çekerek yaptılar, benim sorgumu.

Allahsız-kitapsız, sekiz on ayı,
Suçsuzum dedikçe, vurdu sopayı,
Burnuma soktular, tornavidayı.
Bükerek yaptılar, benim sorgumu.

Biri bu SOYER'di, domuzun dölü!
Sesinden tanıdım, değilim deli.
Tenasül uzvuma, ceryanlı teli.
Takarak yaptılar, benim sorgumu.

Hâkim bey, erkeklik kalmadı daha.
Ölem diye çok yalvardım Allah'a.
Avuç içlerimden, tutup çarmıha.
Çakarak yaptılar, benim sorgumu.

Babamı almaya, eve gittiler.
Anama avradıma, neler ettiler.
Çocuğumun boğazından tuttular.
Sıkarak yaptılar, benim sorgumu.

Yavrumu görünce, çıldırdım dedim!
Ne derseniz kabul, saldırdım dedim.
Atatürk'ü bile, öldürdüm dedim.
Yakarak yaptılar, benim sorgumu.

Ozan Arif anlatamaz kaygımı.
Yitirdim kanuna olan saygımı.
Velhasıl 'devlete güven' duygumu
Sökerek yaptılar benim sorgumu.

Ozan Arif

İşte bu mankurtlardan bazıları, istihbarat aklının ürünü olan "Geçtiğimiz seçimlerde Ak Partiye oy vermiştim ama bu sefer vermeyeceğim" türü, sosyal medya paylaşımları yapıyorlar. 

Bre angut, bre mankurt! 17 yılda hiç bir seçimi kazanamayan parti varken, her seçimden alnının akıyla çıkan bir parti, oy vermeyerek cezalandırılır mı? 

Ya da her güreşin mağlubu olan güreşçi yerine, her güreşi kazanan güreşçiye ceza kesilir mi?

Adil Can 12.02.2019

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..